24 Ocak 2014 Cuma

Osmanlı Elçilerinin Bile Wikileaks Raporları Var


Fransa’da ortaya çıkan veba salgınından dolayı Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi ve maiyeti, Montpellier şehrine üç saat mesafede bulunan bir adadaki eski bir kilisede 40 gün boyunca karantinaya tabi tutulmuşlardır. Mehmed Çelebi bunu, “Bu milletin hastalıktan korkuları çoktur. Burası gelen gideni olmayan boş bir yer olduğu için orda karantina etmeyi münasip görmüşler. Biz de gafletle gelmiş bulunduk. Geri dönmek müşkül olduğundan sabretmek zorunda kaldık. Her ne hal ise kırk güne kadar burada kaldık!” diye anlatıyor.
Burada bir ayrıntı da veriyor. Kendilerinin emrine verilen görevlinin Paris’ten gelerek yol ihtiyaçlarını karşıladığı ve Montpellier’de beklediği söylenmişti. “Ama katiyen aslı yok. Beni Paris’e götürecek beyzade bir hafta sonra Montpellier’ye gedi. Meğer “Denizden gitmem!” demeyeyim diye böyle “yalan” söylemişler” diyerek seyahatinin rahat olmadığını ve seyahatinde kendilerine gerekli özenin gösterilmediğine vurgu yapmaktadır.
Kendilerine haber verilmeden ve danışılmadan denizin ortasındaki bir adada neredeyse zorla ikamete tabi tutulması, -velev ki, karantina bahanesiyle olsun- Mehmed Çelebi Efendi’yi son derece rahatsız etmiştir. Öyle ki, bir ara geri dönmeyi dahi düşünmüş, ancak geri dönmek adada kalmaktan çok daha müşkül olduğundan bundan vazgeçmiştir.
Mehmed Efendi aslında, devletler arasındaki mütekabiliyet esasına göre, Fransa’nın İstanbul’a göndereceği elçilerine devletin nasıl davranması gerektiğine dair güzel bir bilgi de vermektedir. Nitekim mütekabiliyet uygulamasının pek çok örneklerine rastlamak mümkündür. 

NLP Pozitif Yaşam Kitabı

İletişim Metotlarını Gözden Geçirmelisin.
Anlaşılır biçimde iletişim kuramaz, kendini ifade edemez- sen insanlar aklından ne geçtiğini, ne demek istediğini anlaya­mazlar. İletişim kurarken kendi niyetini bilmelisin. Ancak kar- şındakilerin görebilecekleri tek şey sadece senin davranışların­dır. Örneğin; kendini sözünü geçirebilen, otoriter biri olarak gö­rebilirsin. Karşındakiler ise seni zorba, hükmetmeyi seven biri olarak görebilirler.
Harita, Sahanın Kendisi Değildir,
Yaşamımızda karşımıza çıkan her şeyi deneyimlerimizin, bulunduğumuz çevrenin, kültür ve inançlarımızın penceresin­den bakıp yorumlarız. Böyle olunca da bir şey hakkındaki yo­rumlarımız objektif olmaktan oldukça uzaklaşır ve değişik yo­rumlar ortaya çıkar. Karşımızdakiyle iyi bir iletişim kurabilme­miz için, karşımızdaki insanın haritasını görebilmemiz gerekir. Bunun en uygun yolu da kendimizi onun yerine koymak yani empati kurmaktır. Böylece beyin haritalarımız arasındaki uyu­mu sağlayarak iletişimde parazitler yaşamayız.
Aynı şeylere bakan insanların farklı şeyler görmesi doğardır. Bu duruma ilişkin bilindik bir hikayeyi anımsayalım.
Padişah, Ferhat'ın aşkından deli divane olduğu Şirin'i çok merak eder ve bulunup getirilmesini ister. Karşısına getirilen Şirin'i gören padişah hayretler içinde kalır ve hemen sorar:
"Şirin sen misin? Ferhat'ın aşkından deli divane olup dağla­ra düştüğü Şirin misin sen?"

"Evet, benim."

"Ama nasıl olur? Senin öyle ahım şahım bir güzelliğin de yok. Nasıl olur da Ferhat senin aşkından dağlara düşer, deli di­vane olur?"
Şirin cevap verir: "Padişahım! Siz Ferhat değilsiniz ki ben­deki güzelliği göresiniz. Görebilmeniz için sizde Ferhat'ın göz­leri olması lazım."
Bu sözler karşısında kimsenin söyleyeceği sözü olmayacağı gibi padişah da söyleyecek söz bulamaz ve susar.
Kişilikle Davranışlar Arasında Ayırım Yapılmalı
Birinin bir davranışında hata gördüğümüzde eleştirmeyecek miyiz? Elbette eleştireceğiz. Eleştirmediğimiz zaman hata yap­mış oluruz. Ama eleştirirken de kişinin karakterini değil, dav­ranışını eleştirmeliyiz. Sadece davranışını... Çocuğu hata yap­mış bir anne babayı ele alalım. Çocuklarına tembel, aptal, geri zekalı, salak, embesil, sakar, beceriksizin teki gibi sıfatlar yakış­tırdıklarım düşünsenize. Doğrudan kişiliği hedef alan bu yakış­tırmalar çocuğun kendisini aşağılanmış hissetmesine, "Belki de öyleyimdir gerçekten..." diye düşünmesine neden olacak; bilin­çaltına yerleşecektir.
Yapılan araştırmalarda, çocukların doğduktan sonra her gün ortalama ıo kadar olumsuz ileti aldıkları gözlemlenmiştir. Bir çocuğun günde ıo tane olumsuz ileti aldığını varsayarsak, yılda 3.650 ileti yapar. 14 yaşına geldiğinde ise bu sayı 49.000'e çıkar. On binlerce olumsuz iletiyle büyümüş bir çocuk...
Bilinçaltımızda yer alan bu iletiler olumsuz meyvelerini mutlaka verecektir. Belli bir süre sonra çocuk kendini tembel, aptal, kafası çalışmayan, gerçekten de sakar biri olarak görme­ye başlayacaktır. Ne demişler: Birine kırk kere deli derseniz deli olur.

Aslında tembel çocuk yoktur, motivasyonu olmayan çocuk vardır.